• Haziran 12, 2020
  • admin
  • 0

HÜLYA ASLANTAŞ

Hayat hikayesine bakılırsa başarı, Hülya Aslantaş’ın diğer adı. Hedefleri yüksek, hep de öyle olmuş. Daha turizm bir sektör olarak anılmazken, o zekası ve azmi nedeniyle parmakla gösterilen isimler arasında yer aldı. Yetmedi, bir Türk kadını olarak ülkemizin dünya çapında turizm sözcülüğünü de yaptı. Yaşamında rastlantılardan ziyade akıllı planlar var. Tecrübeleri, söylemleri, başardıkları ve anıları birer ders niteliği taşıyor Ülkesini ve insanını seviyor. Bu idealizmin, disiplinin ve inancın öyküsüdür.

 

Kaptırdım kendimi

Hülya Aslantaş, babasının başkanı olduğu şirketler grubunda yer alan Hastaş Turizm’de Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde öğrenci iken ilk sömestrden sonra çalışmaya başlıyor. Baba, “Kızım sen çok lisan biliyorsun. Avare olacağına gel çalış,” mantığı ile kızını iş hayatına sokuyor. O zamanlar Hastaş Turizm’in ofisi Harbiye Cumhuriyet Caddesi’nde tam Hilton Otel’in karşısında. Yani o dönem turizmin İstanbul’da kalbi olan caddede.

“İlk işim ticketing, yani Türk Hava Yolları bileti kesmekti. Aslında ondan önce de yazları çalışıyorum. Ama turizm işine girmem 1973’tür. Çok da hoşuma gitti. Hala hatırlarım, İstanbul-Ankara 150 TL idi. Gidiş dönüş olursa yüzde 5 indirimle 333 TL olurdu. O kadar ezberimizdeydi. Telefonla yer alınır, yalvarılır, yedeğe alınırdı. Tahtaya bakılırdı. Böyle günlerdi işte. Ben çok sevdim turizmi. Zaten organizasyonu çok severim. Baktım tam bana göre ben de kaptırdım kendimi açıkçası.”

 

Turizm vardı ama yoktu

Okul bittikten sonra Hastaş’tan ayrılarak camianın duayenlerinden Ferit Epikmen’le çalışmaya başlıyor. Trans Orient günleri…

“Çok sevilen bir insandı Ferit Bey. Daha oturmuş bir şirketti. Onların back-to-back Fransız grupları da vardı. Orada ticari ilişkiler ve operasyon müdürlüğü gibi görevlerde bulundum. Turizm var ama turizm diye bir sektör yoktu o zamanlar. TÜRSAB yeni kurulmuştu. Kanun da yeni çıkmıştı. Ferit Bey de TÜRSAB Yönetim Kurulu’nda idi. Bundan dolayı da sektörün de içine giriyordum. Benim turizme başladığım zamanlarda Türkiye’de 45 bin yatak vardı,  Rodos’ta da. Ve hep bununla kıyaslanırdı. Koskoca Türkiye’de bir Yunan adası kadar yatak var deniyordu. Aslında ne kadar çok potansiyelimiz olduğu, otel yapılması ve teşvik verilmesi gerektiği konuşulurdu. Ama o zamanki turizmin tadını da ben unutamıyorum. Ya ilk zamanlarım olduğundan ya da o zamanlar gerçekten herkes benim mantığımla çalışıyor olmasından.”

Aslantaş, o zamanın tüm koşulları ve olanaksızlıklarına rağmen mutlu olduğunu ifade ediyor.

“Elle sayılacak kadar az otel vardı. Bütün otelleri, müdürlerini ve telefonlarını ezbere bilirdik. Koşullar da malum. Ama gene de çok keyifli gidiyordu. Sonra işler büyüdü. Biz daha çok Polonya, Rusya gibi back-to-back büyük işler yapıyorduk. Benim kendi geliştirdiğim bir departman, yani özel bir ortaklığım vardı Trans Orient’te. 1981’de eşim Cem Aslantaş ile evlendik o arada. O da yurtdışındaydı. Döndükten sonra ticarete girdi.”

 

Türk turizminde daha önce yaşanmamış bir olay

Bir gün Ferit Epikmen, Hülya Aslantaş’ı çağırıyor ve şöyle diyor, “Hülya, sen çok yeteneklisin. Çok da iyi gelişiyorsun. Artık senin kendi şirketini kurman lazım.”

Bu sıradışı yaklaşımı Aslantaş şöyle değerlendiriyor:

“Hiçbir patron veya ortak bunu kolay kolay söylemez. Ferit Bey ‘Artık kocan da var. O da gayet aklı başında biri. Senin iyiliğin için bunu yapmamız lazım.  Hazırlanın ve müracaatınızı yapın. Her şeyiniz hazır olduğunda beraber iş yaptıklarımıza, senin müşterilerine bir teleks çekeriz ve duyururuz,’ dedi. Bunu Türk turizminde sanırım hiç kimse yaşamamıştır.’ Kendisini her zaman şükran ve rahmetle anıyorum, nurlar içinde yatsın..

Yeni şirket için ofis aramaları başlıyor. Tabii o zaman kiralık yer bulmak güç. Büyük bir sermaye de yok. Ama yola çıkılmış bir kere.

“Nihayetinde OTİM’de bir oda bulundu. Orayı tercih etmemizin sebebi de altında bir postane olmasıydı. Oradaki teleks hattını kullanacaktık. Bir daktilo, iki sandalye, iki masa derken hazır olduk. Teleksi yazdık, benim çalıştığım 4-5 büyük firmaya gönderdik. ‘Bugüne kadar Trans Orient ile yürüttüğünüz işbirliği 1 Mart 1984’den  itibaren aynı şartlarla Universal Turizm ile devam edecektir’ ibaresiyle yeni adresimizi, iletişim bilgilerinizi duyurduk.”

Şirketin adını kurucu çift Hülya-Cem Aslantaş buluyor: Universal Turizm. Incoming yapmayı planlayan bir şirket olacağı için de isim amaca uygun şekilde bulunuyor.

1 Mart’ta OTİM’in lokantasında yapılan açılış kokteyline sektörden herkes geliyor. Ve resmi olarak faaliyete geçiliyor.

“O zaman Polonya ile ilişkilerimiz iyiydi. Dört beş tane devlet acentesi vardı. O kadar iyi servis verdik ki, referansla hepsi bizimle çalışmaya başladı. 1988’de 45 bin Polonyalı turiste hizmet verdik. Bu, o gün için çok büyük bir rakamdı. Hala hatırlarım; Laleli’de Diana Otel, Burak Otel, Zürih Otel, Kent Otel gruplarımızla dolardı. Yetmezdi, gemi ve trenle gelirlerdi.  Ucuz turlardı bunlar. Alışverişe geliyorlardı. Madem ki geliyorlardı, en iyi hizmeti almalıydılar. Oteline geldiği zaman mutlaka Lehçe program yazıyordum. Sonra işi geliştirdim ve İstanbul haritasını Lehçe bastım. O zamanlarda hanut işleri de artmıştı. Duvara şunu yazmıştım: ‘Lütfen alışverişinizi kendiniz yapın. Kimsenin peşinden gitmeyin. Sonra da şikayet etmeyin’ şeklinde kendi lisanlarında, uyararak. Bunun hep karşılığını gördük. Çok güvendiler bize. Çok da güzel işler yaptık.”

 

Duvar yıkılıyor ve…

Demir Perde çöktü ve Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla başka bir döneme geçiş yapılıyor.

“Bir gecede sistem değişti. Çünkü karşımızdaki devlet yapısı değişti. Biz de devletin garantisi altında iş yapıyorduk; biliyorduk ki paramız vaktinde gelecek. Sistem dağılınca özel sektör doğdu. Ayrılan rehberler, müdürler acenteler kurdular. Devlet garantisi ile gelen bir işin ardından ticaret bilip bilmediği belli olmayan bir piyasa ortaya çıktı. Biz de esas yapmamız gereken işe, yani Batı’ya döndük.”

O arada Türkiye’de siyasi isim Özal. Haliyle yatırım hamleleri başlıyor. Ve ”izmlerin en güzeli turizm” gibi sloganlar da oluşmaya başladı. Turizm ve oteller gelişim gösteriyor. Universal Turizm de o arada Amerika piyasasıyla ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. İş işi, referans referansı getiriyor. Sebepleri ve sonuçları Hülya Aslantaş açıklıyor.

“Biz gerçekten kaliteli hizmete yöneldik. Fiyat kıracağımıza, gidilmeyen pazarlara gittik. Güney Afrika’ya gittik. Gittiğimizde Türkiye’nin temsilciği bile yoktu. Türkiye ile çalışan bir iki acente ya vardı ya yoktu. Biz gidip geliştiriyorduk ve ‘daha ucuza ben yaparım’ diyenler arkamızdan geliyorlardı. Aynı şekilde Kanada’ya gittik. O zaman Kanada’nın Quebec bölgesinde neredeyse Türkiye ile çalışan  hiç  Tur Operatörü yoktu. Çok güzel işler yaptık. Ama arkamızdan yarı fiyatımıza işi yapacağını söyleyenler geldi. Maalesef bizim Türk turizminin yarası olan, kurtulamadığı fiyat kırma ve  hanut konusu etkiledi. Hep kaliteden ödün.. kağıt üzerinde baktığınız zaman programlarda  her şey aynı görünüyor. Turizme 1970’lerde e başlayanlar ise servis ve kaliteden asla ödün vermemeye çalıştılar. Ama sonradan gelenler ticari zihniyetle davrandı. Ben bugün hala nasıl en iyi hizmeti veririm kısmına bakıyorum. Biz o ödünü veremedik, vermek de istemedik. Nereden eksiltirim, azaltırım demek yerine hep o piyasayı bırakıp yeni pazarlara yöneldik.”

 

SKAL dönemi başlıyor

Dünya turizm profesyonellerinin küresel turizmi ve arkadaşlığı yaymaya çalıştığı uluslararası en yaygın ve en eski turizm sivil toplum örgütü olan SKAL’a 1976’da üye olarak giriyor Hülya Aslantaş.

“Ben gençtim. Tabii SKAL’da duayenler, büyükler. Ömür Çağlar gibi isimler var mesela. Dünyada bizi temsil eden isimler. Onlardan bir şeyler öğrenmeye çalıştık. Zaten SKAL’ın amacı hem öğrenmek, hem de işbirliği yapmak. 1993’te SKAL Dünya Kongresi İstanbul’a gelince ben de yönetime girmiştim. Yönetim kurulu olarak kongreyi tamamen biz yaptık. Ben hem yönetim kurulunun hem de organizasyonun genel sekreteriydim. Dolayısıyla boğazıma kadar SKAL olmuştum. 1700 kişiyi ağırladık en iyi şekilde.”

Bir taraftan da Universal Turizm’de profesyonel hayat olanca temposuyla devam ediyor. Yeni ofise taşınma ve Aslantaş’ın o dönem ODTÜ’de okuyan kuzeni Mustafa Yalçın’ın da ekibe katılması.

“Mustafa Yalçın, geçici bir süre bize yardım için gelmişti ama o gün bugün derken burada kaldı. İyi ki de kaldı. Bugün sektörün hayran olduğu, muazzam bir ortağımız oldu. İşlerin çoğunu ona yıkarak SKAL’a ve dünyayı, vatanı kurtarmaya yöneldik.”

 

SKAL tarihinde ilk Türk Başkan

Türk turizmini dünyada düzgün bir şekilde tanıtmayı istiyor başarılı turizmci. Bu kez amacı için SKAL yönetimini hedef tahtasına koyuyor.

“Türkiye’den ilk defa 1978 yılında Somer Özkök ve rahmetli Ömür Çağlar, 1993’te SKAL’ın yönetim kuruluna girmişlerdi. Onların dışında ilerleyen başka kimse olmamıştı. Ben de yönetime girmeye karar verdim. Her türlü engellemeler yapıldı,  oyunlar oynandı. O zamanlar Türkiye’ye, Türklere “Kimsiniz ki?” diye bakılırken bugün iftiharla söyleyebilirim ki Dünya SKAL’u Türkiye’den soruluyor. Dünyanın en büyük dördüncü ülkesiyiz. Burada 17 kulüp olduk. Üye sayısında 1000’i aştık.   SKAL’un turizmde tek düşünce kuruluşu olarak gerçek kimliğini bulması yönünde çok çalıştım, projeler yaptım.  Sonunda 2008’de Tayvan’da Dünya Başkanı seçildim. Bu tabii benim için de Türkiye için de çok büyük bir gururdu. Dünyanın turizm alanındaki ilk ve tek en büyük sivil toplum kuruluşunun 75 yıllık tarihinde ilk defa bir Türk başkan ve bir kadın olarak oraya seçilmem çok büyük bir inattı, gurur olduğu kadar. Ben bir semboldüm tabii. Şu an insanlar benim adımı unutmuş olabilirler ama bir Türk vardı orada demeleriydi mühim olan.”

Aslantaş, görevi aldığı  an itibariyle planlamalara başlıyor. Altına imza atacağı çalışmalarla, Skal tarihinde bir Türk başkandan öncesi ve sonrası şeklinde değerlendirilmesini amaçlıyor.

“Çok yoğun  bir yıl geçirdim. Öncelikle 75.Yıl Kutlaması için Fransa Parlamentosu’nda çok büyük bir organizasyon yaptım. Turizm Bakanlığımızdan destek aldım. Türk ve Fransız bayrakları önünde, davet sahibi;  Fransız Senato Başkanı, Türk Turizm Bakanı, Fransa Turizm Bakanı ve ev Skal Başkanı  Hülya Aslantaş olarak bir gala yemeği düzenledik. Fransa Parlamento’sunun Tören Salonu’nda yaptım. Neden Fransa? Çünkü Skal’ın kurulduğu yer Fransa. Çok zordu. Ciddi riskler alarak yaptık. O dönemki Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da projeye inandı ve destek oldu. Ama Bakanlığın bile onayı bir hafta kala çıktı.”

Başkanlığı boyunca örgütte bir değişimi de başlatıyor. “SKAL sadece bir dostluk kulübü müdür?” sorgulamasını zihinlere sokuyor ve “Repositioning of SKAL” (SKAL’un Yeniden Konumlandırılması) hareketini başlatıyor. Komiteler kuruyor. O arada hem bütün dünyayı dolaşıyor, hem de kendi işini yürütüyor. Bir de SKAL tarihindeki ilk  Almanac türünde  bir kitabı da yine 75.Yıl Etkinlikleri çerçevesinde hazırlıyor.

 

Başkanın yolculuğu

Başkanlık dönemi boyunca yapılan her davete katılmaya gayret ediyor.  Eşiyle gidiyor tümüne ve bu seyahatlerini hem internette yayınlıyor hem de “President’s Journey (Başkanın Yolculuğu” adıyla bir kitap haline getiriyor. Bunu niye yaptığına gelince…

“Dünyada bizi misafir eden ne kadar çok Ülke ve SKAL üyesi olduğunu hem belgeledim,  hem de onlara teşekkür etmiş oldum.  Gittiğimiz her yerde üyelerle buluşuyorduk, onlar tarafından ağırlanıyorduk sonuçta. Bu vesileyle Skal’ın enternasyonel ağını ve gücünü üyelere tanıtmayı hedefledim.

Bu arada Türkiye’de turizm gelişiyor. Ama doksanlar geliyor ve Körfez Krizi patlıyor, Berlin Duvarı’ndan sonra ikinci kriz. Herkes şoka giriyor. Bu duraklama döneminde Cem Aslantaş eşine fuarları gezmeyi öneriyor ve bu kez karı koca farklı bir yolculuğa çıkıyorlar.

 

Yeni inat, yeni hedef: Tax Free

“Bir fuarda eşimin dikkatiyle Tax Free’yi keşfettik. Türkiye’de olmadıklarını öğrendik ve kartlarını aldık. Döndüğümüzde yazdık ilgili yere. Böyle şeylerde genellikle bir şey çıkmaz. Ama belki de biz doğru bir şey yazdık. O fakslar hala durur. Merkez İsveç bize yanıt verdi ve geldiler buraya. Biz de oraya gittik. İlerledikçe bir baktım, bu çok güzel bir proje Türkiye için. Hep söylerim: Medeniyiz demekle medeni olunmaz, medeni hizmetlerin Türkiye’de bulunması lazım.”

SKAL faaliyetlerinin de sürdüğü o dönemde Tax Free projesinin de içine giriliyor iyiden iyiye. Sistemi öğreniyor Hülya Aslantaş. Ve Maliye Bakanlığı ile buluşuluyor. Bakanlık da kendisinden bu hususta destek talep ediyor.

“Böylelikle onlar da sistemlerini buna uyumlu hale getireceklerdi. Bir anlaşma imzaladık aramızda. 1991-1995 boyunca, tam 4 sene boyunca Ankara’ya gidip geldim. Herkes bana ‘Sen aklını mı oynattın? Vergi değişikliği, kanun değişikliği. Başka işin yok mu?’ diye soruyordu,” diyor Aslantaş ve bir kez daha başarıyı kucaklayışını anlatıyor.

“Ben yine inat ettim ve oldu. 1995’te gerçekten bütün o mevzuat, hiç değişmez denen o fatura şekli hepsi oldu.  İlgili tebliğ çıktı. Biz de şirketi kurduk. İşi de ben yürüttüğüm ve her şeyi bildiğim için başına da benim geçmemi istediler. Bir de ben zaten Boğaziçi’nden Finans mezunuyum. Konuma da çok yatkındı. Başlangıç, çok zordu tabii. Altyapı yoktu, yolcu gidiş salonlarında gümrük yoktu. Ben işe yine turizm ve tanıtma mantığıyla yaklaştım. Turistler için önce Tax Free’yi ve nerelerde alışveriş yapabileceklerini tanıtan yayınlara ağırlık verdik . Bugün de devam ettiğimiz ve sayısı milyon adetlere varan Broşürler, alışveriş rehberleri ve haritalar  bastırdık. Bölge bölge, semte özel haritalar yaptık. Bu arada Perakende sektörünün de büyümesiyle, Alışveriş turizminin gelişmesine katkıda bulunduğumuza, ve işin mimarı olarak  Türkiye’ye adeta bir eser kazandırdığımızı düşünüyorum. “

 

Turizm Bakanı olmak isterdim

“Hep inandıklarımı yaptım. Bugün önüme inandığım bir iş gelse aynı şekilde severek,  aynı enerjiyle yaparım. Ama belki bundan 5-10 sene önce Türkiye’nin turizminde söz sahibi olmak isterdim. Hala da olurum ama sistem ve şartlar bunun imkansız olduğunu gösterdiği için bu kadar emek bazen boşa mı  gitti diye bakıyorum,” diyen bu örnek Türk kadını, Turizm Bakanı olma fikrine ise şöyle yaklaşıyor:

“Turizm Bakanı olmayı gerçekten isterdim ve istiyordum da. Kendim için değil, ülkem için. Bu gelişimi, birikimi ve dünya vizyonumu ülkeye taşıyarak zaten iyi giden turizmimizi daha parlatarak, daha para kazanır duruma getirmek, hakkettiği konuma kavuşturmak isterdim. Bakan olmaya da gerek yok, gerçek anlamda danışman olabilsek de keşke bizi dinleseler. Bu birikimimle ben Türkiye’ye çok daha faydalı olabilirdim. Çok daha fazla hizmette bulunabilirdim ama politika bizim gibileri içine almıyor. “

 

Vahşi kapitalizm çok mu lazımdı?

“Türk Turizminde aslında ciddi gelişmeler kaydedildi.  Ama dünyaya bakıyorsunuz, turizm öyle ucuz satılmıyor. Ucuz olması da gerekmiyor. İstanbul kongrelerle, yabancı zincir otellerle biraz toparlandı. Ama Güney’de, tesislerde birbirimizi fiyat rekabetiyle öldürmememiz lazım. Herkese ekmek var. Daha doğrusu herkese ekmek olması için bazı ayarlamalar yapmak lazım. Bunun adına serbest ticaret deniyor ama serbest ticaret sadece bizde mi var? Dünyada bu işler biraz daha denetleniyor, planlanıyor. Bu kadar vahşi kapitalizm çok mu lazımdı? Ben bu soruyu hala soruyorum.”

Aslantaş, sorularının içinde yanıtları ustalıkla saklamayı başarırken turizmde strateji ve pazarlama konusuna da değiniyor.

“Biz yıllarca turizmde bir strateji olması gerektiğinizi söyledik. Bu hükümet geçen dönemde 2023 Turizm Stratejisi diye bir doküman çıkardı. Doğrudur, yanlıştır, ama var sonuçta. Çok da önemli değil. Çünkü ürünümüz o kadar güzel ki. Türkiye’nin konumu, insanı çok özel . Şehirlerimiz güzelleşti. Türk Hava Yolları inanılmaz bir hamle yaptı. Dünyada insanların en çok gitmek istediği şehirlerden biri İstanbul oldu. Bilinirlik açısından tanıtımda ciddi bir atak yapıldı. Ama Türkiye’yi bu noktaya getiren esas olarak WOM Marketing’dir, yani Ağızdan Ağza Pazarlama. Hele Amerika gibi ülkelerde. İnsanların gelip, memnun olup bunu 15 kişiye anlatmaları yani. Bu sayı da giderek arttı ve Türkiye yerini buldu.”

 

Kıyılarımızı UNESCO’da tescil ettirmeli

Kültür turizmini de ele almak gerektiğini belirtiyor Aslantaş.

“Anadolu kültür turları,  çok azaldı. Halbuki turizm dediğimizin temeli oydu. Tarifeli seferlere teşvik vermek lazım bir de. Niye  Antalya’ya, İzmir’e daha çok direkt sefer olmasın? Devletin teşvik politikası varsa mesela  yabancı havayollarını destekleyebilir direkt hat açması için. Ama biz tur operatörlerini destekliyoruz. Ama belki de bu da yüzde 100 yanlış değildi. Belki bu sayede yatak sayımız arttı. Ama o güzelim otellerimiz Güney’de o kadar ucuza satılıyor ki. Ülkenin adı ucuza çıkınca oraya pahalı turist gelmiyor. Ama dediğim gibi, ürün o kadar güzel ki yeter ki bozmayalım. Kıyılarımızı betonlaştırmayalım. Gökova’ya o santrali yapmayalım. UNESCO’ya gidip dünya mirası olarak tescil ettirmeliyiz güney batı kıyılarımızı. Bizim buraları gözümüzün içi gibi korumamız, bir tek baraka bile yaptırmamız lazım. Çünkü eşsiz bir doğal güzellik. Oranın imara açılmasının, havasının kirlenmesinin söz konusu bile olmaması lazım.”

 

Turizm müzesi yapmak istiyorum

Hülya Aslantaş tam bir koleksiyoner. Senelerdir yaptığı sayısız seyahatten bir çok parça toplamış. Ve tabii yine, yeni bir planı var.

“Bir turizm müzesi yapmak istiyorum. Tüm bu seneler zarfında buradan ve dünyadan çok değişik şeyler topladım. İlk yazılan biletlerden elektronik bilete, elle yazılan bagaj etiketlerinden bugüne kadar olanlar mesela. Turizm öğrencilerine kadar herkes için enteresan ve nostaljik olabilir. Turizm Bakanlığı’nın 1970’lerde  yayınladığı otel katalogları veya  eski şehir hatları tarifesi.. var. 1968’de ilk seyahatimde aldığım kaşıkla koleksiyona başladım. Şimdi inanılmaz bir boyuta geldi. Her gittiğim yerden o şehrin amblemli bir hatıra kaşığını  alıyorum. Arşivimin bir kısmı maalesef bir su baskınında hasar aldı u ama hala çok şey var elimde. Projem bu. Bunu doğru ve kalıcı bir yerde yapmak lazım. Bunları bu amaçla sakladım zaten. Bunun için doğru zemin ve mekanı arıyorum…

 

Birisinin kaliteden bahsetmesi gerekiyordu

“SKAL’da 1998’de İstanbul başkanı olduğumda İstanbul kulübü yaklaşık 175 üyesiyle dünyanın en büyük kulübüydü. O sene de Cumhuriyet’in 75.Yıldönümü idi ve çok büyük kutlamalar yapılıyordu. Biz 75. yılda SKAL olarak ne yapabiliriz diye düşündük. Bir ödül projesi yaratmaya karar verdik. Turizmde sürekli, tutarlı bir ödül sistemi yoktu. O zaman TÜRSAB tarafından en çok döviz getirenler ödüllendiriliyordu ki, bugün o da kalmadı. Kaliteyi , kalite olgusunu ödüllendirmeye karar verdik. En büyük, en çok kişi getiren, hep bunlar ödül alıyordu. Kaliteden ödün vermeyeni, kaliteli çalışanı, çalışmayı ön plana çıkarsak dedik. Aslında kendi yaklaşımımı oraya taşımış oluyordum. Kaliteye katkı yapanı ödüllendirmeye karar verdik. Yani İstanbul’daki en iyi oteli değil, daha kaliteli hizmet için bir şey yapmış olanı ödüllendirmekten bahsediyorum. Ya da kaliteye yönelik yatırım diyelim. SKALİTE Ödülleri de böylece doğdu. Birisinin turizmde kalitenin önemini vurgulaması  gerekiyordu. Turizmde kaliteden ısrarla  bahsediyorsak umarım katkımız vardır ve çok gurur duyuyorum bununla tabii.”

 

TÜRSAB’da bir şey yapamadık

“2000’de TÜRSAB Başkan Yardımcısı oldum. 2004’e kadar da sürdü. Orada çok şey yapabilmeyi umdum. Birikimlerimi değerlendirmeyi, eyleme dökmeyi umdum. SKAL bir yerde sadece konuşan bir düşünce kuruluşu; bir yaptırım gücü yok. Ama çok istediğim halde, çok da güzel projelerim olmasına rağmen TÜRSAB’da kendi özel şartlarından dolayı bir şey yapamadık. Bu nedenle 2004’ten sonra da seçimlere girmedim. SKAL kanunla kurulmuş bir yapı değil. Belki TÜRSAB politik olarak bazı şeyleri söyleyemez. Ama biz SKAL olarak hepsini temsil eden bir düşünce kuruluşu olarak her şeyi söyleyebilmeliyiz. Ben başkanken söyledim. Ama bir yerden sonra insanlar ‘Bizim işimiz değil’ e getiriyor. Dünya için de aynı şeyleri söyledim. Turizm, yeni bir endüstri; henüz oluşmakta. Turizm etiği, turizm politikası yapılandırılmalı daha. Bunun için düşünce üretecek tek kuruluş SKAL. Ama bunu deyip deyip kalıyoruz bir yerde.”

 

Ego değil, kalp ve inanç

“Hep Türkiye için, imajını en olumlu, en doğru şekilde yansıtmak için çalıştım. Türk bayrağı altında en doğru konuşmayı yapmak istedim. Bütün bunların dürtüsü de Atatürk’ün bizlere gösterdiği yoldur. SKAL’da her yönetim kurulu başkanı seçildikten sonra başkan ilk toplantısını kendi ülkesinde yapar. Ben hemen plan yaptım. Kasım’da seçilmiştim. Ocak ayını organize ettim ve normalde 3 gün olan gezi süresini, katkıda bulunan Türkiye Skal Kulüplerinin ev sahipliğinde 1 haftaya çıkardım. Önce İstanbul’a geldiler. Bir basın toplantısı yaptık. Sonra hep beraber Ankara’ya gittik ve Anıtkabir’e resmi ziyaret yaptık ve defteri de imzalamak istedim.  Arkama yönetim kurulu üyelerimi, yani o yedi düveli alıp deftere ‘Atam, gösterdiğin yolda senin istediğin Türk kadını olmaya çalışarak bu günlere geldim. Ruhun şad olsun,’ diye yazdım. Ağladık hep birlikte. Herkesi oraya götürdüm ve saygı duruşunda bulunduk. Egomdan değil, kalbimden ve inancımdan yaptıklarım. ‘Biz buyuz,’ demek istedim hep.”